yıldırım's profileLiFe İs LiFePhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
|
LiFe İs LiFe
|
KİTAP LİSTESİ
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
August 25 Hoşlanmak, Sevgi, AşkAşk, sevginin tutkulu ve derin biçimidir. Aşk, sadakat, bağlılık ve şefkattir... Hoşlanmadan anlaşılan şey, tarafların algılamalarındaki benzerliktir. İnsan hoşlandığı kişi hakkında olumlu değerlendirmelerde bulunur ve hoşlanan iki insan arasında karşılıklı güven sözkonusudur. Sevgi ise şemsiye bir tanımdır. Aşk, sevginin tutkulu ve derin biçimidir. Aşkın en önemli özellikleri; sadakat, bağlılık ve şefkattir. Aşkta hoşlanma ve sevgide yaşanandan farklı olarak şefkat vardır. Genel olarak aynı doğru üzerinde bulunduğu düşünülse de sevgi ile şefkat birbirinden ayrı şeylerdir. Âşık, ‘Onu mutlu etmeliyim’ düşüncesiyle hareket eden, sevdiğine karşı her türlü fedakarlığa hazır insandır. Aşk ile bağlılık arasında da yakın bir ilişkiden sözedilebilir fakat her aşk bağlılık, her bağlılık da aşk demek değildir. Burada zaman zaman bağlılıkla karıştırılan bağımlılık kavramını da açıklamakta fayda var: Aşk Nedir? Prens Charles ile Lady Diana evlenirken, gazeteciler ‘birbirinize aşık mısınız?’ diye sorduklarında onlar ‘aşk ne demekse biz oyuz’ dediler. Bu cevap üzerine gazeteciler, ‘aşkın ne olduğunu bilmiyorlar’ diye yazarak, yeni evli çiftle dalga geçtiler. Biraz politik bir cevap olmakla beraber Prens Charles’in söylediği, doğruydu. Aşk, yüzyıllardan beri sadece duygularla yaşandığı farz edilerek, filozoflar ve şairler tarafından tarif edilmiş, bilim adamları aşkın tarifiyle uğraşmamıştır. Çünkü bilim denilince insanların aklına analitik, soğuk, ciddi, sebep-sonuç ilişkilerine dayanan bir şey gelir. Fakat aşkın anlaşılmasında son 30-40 yılın, bilimsel analizleri ciddî bir yardımcı olmuştur. Atomdaki nötronla proton arasındaki çekim gücü, kadınla erkeğin ilişkisi, liseli aşıkların yaşadıkları duygu seli, yada Yaratıcı’ya olan bağlılık… Bunların hepsi aşk tanımı içinde açıklanmaktadır. Aşk, gerçekten hepsini kucaklayacak kadar geniş bir şemsiye midir? Aşk, sevginin tutkulu ve derinlikli biçimidir. Aşkı sevgiden ayıran en önemli üç özellik, sadakat, bağlılık ve şefkattir. Sevdiğine delice bir tutkuyla bağlanan âşık onun için kendi çıkarını terk eden kişidir. Aşık olan kişide muhakeme ikinci plana düşmüş, öncelik duyguların olmuştur. Aşk aynı zamanda gerçeklerin dışına çıkmış, hayal dünyasında yaşanan romantik bir duygudur. Aşktan anlaşılan şey romanstır. Güzel bir aşk yaşamak için romansı mahveden ve artıran şeylerin iyi bir sentezi gerekir. Aşkın Ömrü Aşk, 1,5 – 3 sene arasında değişen bir ömre sahiptir. Ondan sonra buhar olup uçar. Süreç sevgi ve aşkla başlar ama; mantıkla devam eder. Mantık içermeyen aşk, bir müddet sonra yok olmaya mahkûmdur. Aşk, uzun bir yolculuğa çıkmak yada yanan bir ateşi seyretmek gibidir. Burada akla şöyle bir soru gelebilir: Aşk bir sonuç ise, başlangıçta yaşanan nedir? Aşk merdiveninin ilk basamağında kadın ve erkek arasında cazibe meydana gelir. Birbirinin çekim alanına giren iki kişi, birbirlerinden hoşlanırlar. Eğer bu yakınlık iyi bir ilişkiye dönüşürse, aşka kapı aralanır. Aşkın oluşmasında başlangıç itibariyle tarafların birbirinden nefret etmemesi yeterlidir. Tarafların birbirleri hakkında ciddi boyutlarda olumsuz değerlendirmeleri yoksa ve iyi bir ilişki yaşanıyorsa, bu aşkı filizlendirebilir. Fakat her ilişki aşkla başlamak zorunda değildir. Önemli olan iki kişinin birbirini tanımasıdır. Aşkın Disiplini Aşkın kendine ait bir disiplini vardır. İnsanın aşk hakkında bilgilenmesi, ‘aşk nedir, nasıl aşık olunur?’ gibi soruların cevabını bulması gerekir. Çünkü aşk vahşi bir ormanda gezmeye benzer. Kaliteli bir yolculuk için bilgi ve donanım gerekir. İnsan ormandan ancak hazırlıklı olduğu taktirde zevk alıp, iyi vakit geçirebilir. ‘Ormanı seviyorum ve bir süre orada yaşamak istiyorum’ diye tedbirsiz bir yola çıkış, bizi baş edemeyeceğimiz tehlikelerle karşı karşıya getirerek, mahvedebilir. Oysa aşk konusunda edinilen bilgi yaşanan sorunları kazanca çevirmemizi sağlayacaktır. Aşklarını uzun yıllar devam ettiren çiftler, fırtınalı dönemler yaşasalar da gemiyi terk etmemiş ve bağlılıklarından taviz vermeden beraberliklerini sürdürmüşlerdir. Bu da ancak ilişkiye emek vermekle mümkündür. Bir insandan ‘otuz, kırk senedir aynı kişiye aşığım’ sözünü duymak çiftlerin birbirlerini mutlu etme çabalarının sonucudur. Uzun süre devam eden aşklarda iyi niyet ve sevgi azalsa bile hiçbir zaman kaybolmamıştır. Çiftler, aşk ateşi sönmeye yüz tuttuğunda onu tekrar nasıl alevlendirecekleri konusunda çözüm aramış ve problemi ortadan kaldırmışlardır. Zamanla ilişkilerin heyecanını kaybedip, insanların birbirlerinden sıkıldıkları da olabilir elbet. Bunun sebebi, birlikteliklerine ayırdıkları zamanın, enerjinin, ilginin azalmasıdır. Bir erkek ‘eşimden sıkılıyorum’ diyorsa ilgisi işe, aynı şeyi kadın söylüyorsa, ilgisi çocuğuna yada ev işine yönelmiştir. Ancak bu kalıcı bir durum değildir. Çiftler, karşılıklı olarak ilgilerinin azaldığını farkediyorlarsa, sevdikleri insanı hoşnut etmeye çalıştıklarında aşk ateşi yeniden alevlenir. Pek çok ilişki ve evlilik bu gayret gösterilmediği için bozuluyor. ‘Ben Doğru İnsan mıyım?’ İnsanlar ilişkiye girerken yada ilişki isterken doğru insanı arama çabası içindedirler. Bu esnada ‘Benim için doğru insan kimdir?’ sorusunu sormalarına rağmen, ‘Acaba ben doğru kişi miyim?’ sorusunu sormazlar. Karşı tarafı kendi yapılarına uydurmaya, başlangıçta çizdikleri protipe münasip bir eş bulmaya çalışırılar. Halbuki insanın ‘kendime uygun kişiyi arıyorum’ derken, ‘kendimi değiştirip, geliştirme çabasında mıyım?’ sorusunu da sorması gerekiyor. Evlilikte ve genel olarak kadın erkek ilişkilerinde rastladığımız en büyük problem, düşünce katılığıdır. Düşünce katılığı yaşayanlar yani inatçılar değişime kapalıdırlar. Böyle bir insan kendisini geliştirmemiş, bulunduğu yerde kalmıştır. Fakat ilerlemeye açık kişi, yerde gördüğü bir kağıt parçasından bile birşey öğrenir. Sabit fikirli olmakta ısrar eden, ‘Ben yeterliyim, ben oldum’ diye düşünen bir insanın gelişimi farkındalık bilincinin oluşmasıyla mümkündür. ‘İyi yönlerinin olduğu muhakkak ama; bazı taraflarının da değişime ihtiyacı var’ diyerek önce gelişim gerçeğini kabullenmesini sağlamak bu hususta yapılabilecek en önemli noktadır. Evlendiğinde nasıl bir eş olacağı sorusunu kendine soran kişi, doğru ilişkinin ilk adımını da atmış demektir. Fakat böyle bir sorudan kaçıyorsa, karşı cinsle ilişkiye hazır değildir. Kendini mükemmel gören bir kimse, yalnız yaşamaya mahkumdur. Aşktaki Başarı Aşktaki başarı kişilikle bağlantılıdır. İnsan kapalı kutu gibidir. Biz onun dış görünüşüne bakarak, içinden bilgi almaya çalışırız. Bunun içinde biraz zaman geçmesi lâzımdır ki; kapalı kutu anlaşılabilsin. İnsanlar aşık oldukları kimsenin kişiliğini yeterince tanımadan, ‘delicesine sevdim’ diyorlar ama; aşık olunduğunda nasıl davranılacağını bilmiyorlar. İyi bir aşk için sevmek yetmez. Önemli olan onun kurallarını bilmek ve iyi yönetmektir. Aşk, dünyayı döndürecek derece etkili bir güçtür. Bir motorun dönmesi için nasıl hareket gerekiyorsa, dünyanın dönmesi için de aşkın etkileyici gücü gerekmektedir. Ayrıca aşk, iyileştirici bir güce, büyüleyici bir etkiye sahiptir. İnsanlık tarihinde bazen otorite, bazen de halk tarafından toplumsal hayattan uzaklaştırılmış, yalnız bırakılmış bilgeler vardır. Fakat onların kimisinde ilahî, kimisinde insanî şekilde tezahür eden öyle bir aşk vardır ki; belli bir süre sonra insanları kendi etraflarına çekmişlerdir. Hz. Mevlâna bunun en güzel örneğidir. Yaşadığı aşk, Onu büyük bir cazibe merkezine dönüştürmüştür. Aşkta Kadın Erkek Farkı Aşk duygusu kadınlarda erkeklere nazaran daha güçlüdür ve kadınlar aşk kahramanıdırlar. Kadınlar kendilerine doğuştan verilmiş bu hususiyet sebebiyle bir çekim alanı oluştururlar ve bu çekim güçleriyle evliliklerini devam ettirirler. Evrimsel psikoloji açısından bakıldığında, türün devam edebilmesi için kadının cazibesi gerekir. İnsan neslinin devamında beynimize yazılan bu program işlemektedir. Aşkta insana tesir eden ilk şey dış güzellik ve cinsel çekiciliktir. Fakat Sokrates’in söylediği gibi ‘güzelliğin saltanatı kısa sürer’. Fizikî güzellik, ilk etkileme gücü olduğundan kısadır. Ondan sonra da iç güzelliğin saltanatı başlar. İç güzellik kapalı kutu gibidir. Katları açtıkça onu bilir ve bulursunuz. Ancak nazik davranmayıp duyguları incitirseniz aşk zarar görür. Kişinin aşktaki başarısı, kutudan çıkan özellikleri bozmamaya ve dağıtmamaya bağlıdır. Bundan sonra akıllıca sevmek, akıllıca vermek ve akıllıca almak gerekir. Bu da ancak insanoğlunun niteliklerini bilmesiyle gerçekleşir. Yalnız karşı tarafı tanımak için kendini tanımak esastır. Eğer karşımızdaki insanın vasıflarına, tanıma ve anlama gayesiyle bakarsak yeni yeni keşifler yapmak mümkün olacaktır. Çünkü insan ruhu engin bir deniz gibidir. Meselâ, Kızıldeniz’e girenler bilirler ki; denizin etrafı kupkuru çöl olmasına rağmen suya daldığınızda rengarenk bir dünya ile karşılaşırsınız. Dışardan görünmez ama; içerde mercanlar, balıklar, birbirinden farklı denizaltı yaratıkları vardır. İşte aşkta Kızıldeniz’de yüzmek gibidir. Yüzeyden baktığınızda görünmeyen bir dünya içine girdiğinizde bütün renkliliğiyle karşınıza çıkar. Aynı kişiyle yıllar süren, mutlu bir beraberliğin sırrı budur. Nitelikli Aşkın Özellikleri Nitelikli bir aşk yaşamanın kuralı, duyguları ürkütmemek ve acıtmamaktır. İnsanın içinden geldiği gibi davranması güzel şeydir ama; nazik olmak daha da güzeldir. Bu kişinin gelişmiş bir ruha sahip olduğunu gösterir. Sevdiğinin hislerini incitmemek kaygısıyla hareket eden, onun ruh halini anlamaya çalışan insan iyi bir aşıktır. Meselâ sevdiği adamın kaza yaptığını duyan bir kadın kazadan sağlam kurtulan ve durumu kendisine anlatan erkeğe, ‘sen ne biçim adamsın! Hiç araba sürmeyi bilmiyorsun zaten’ derse, onun yaşadıklarını anlamamış demektir. Kadının söylemesi gereken şey, ‘Eyvah! Büyük bir tehlike atlattın. Nasıl oldu?’ diye sormak ve onun yanında olduğunu erkeğe hissettirmektir. Bunu söylemeyen bir kadın karşısındaki erkeği ne kadar severse sevsin, yine de onu anlamamıştır. Varolan sevgi, bu manevî hasarı engelleyemez. Aşkın Kimyası ‘Aşkın Kimyası’ kavramı insanlara ilaç verilerek onlarda romantik duyguları uyandırmak yada tam tersine bir ilaçla bu duygusal eğilimlerin yok edilebileceğini anlatmak için kullanılan bir kavramdır. Burada akla şöyle bir soru gelebilir: Aşkın ilaçlarla yönlendirilmesi, tıbbın insan duygularına bir müdahalesi değil midir? Evet, duygusal bir müdahaledir ve bilimsel etik açısından da ciddî bir tartışma konusudur. Kimyasal silah diye nitelendirdiğimiz bu ilaçların doğru şekilde kullanılması gerekir. Aksi halde bu ilaçları kullanan hasta sonradan çok pişman olacağı birine aşık olabilir. Bilhassa antidepresan etkisi olan ilaçlar, beyinde manik uyarılmaya ve mutlulukla ilgili alanların fazla çalışmasına sebep olabilir. Neticede evli olduğu halde, ilaçların tesiriyle rastgele birine aşık olan kimse daha sonra ki bir tedaviyle normal haline dönebilir. Bu da gösteriyor ki; ilaçlarla yapay bir aşk oluşturulması mümkündür. İyi Aşıklar Gerçek aşıklar, beyin sağlığı iyi olanlar arasından çıkar. Çünkü ruh beyin vasıtasıyla kendini ifade eder. Bilhassa depresyon geçirenlerin doğru aşkı yaşamaları zordur. Zira depresyon, sağlıklı düşünme ve muhakemeyi bozarak yanlış yönelimler doğurur. Gizli depresyonlar da bu tip durumlara yol açmaktadır. Genç bir kadın hastam, kapısına gelen tüpçüye âşık olmuştu. Tedavi olduktan sonra ‘ben nasıl böyle bir şey yaptım?’ diyordu. Olayı kadın hastamın eşi açısından düşündüğünüzde eğer hastalığı yok sayarsanız evliliği hemen bitirmesi gerekirdi. Ancak bu, altta yatan bir depresyonu işaret ediyordu ve tedavi sonrasında her şey normale döndü. Bu örneğe benzer şekilde liseli aşıkların yaşadığı hastalıklı aşklar vardır. Lise yıllarının yaşandığı devirler psikoloji de normal şizofrenik dönem periyotlarındandır. Hz. Muhammed’in, ‘deliliğin bir şubesi’ dediği gençler, bu dönemde çılgınca aşık olup, kısa bir süre sonra sevdiklerini söyledikleri insanı unutabilirler. Bunlar gerçekçi aşklar değildir. Ergenlik döneminde yaşanan aşklarda muhakkak büyüklerin yardımı gerekir. Aşkın Yaşı Aşkın yaşı yoktur. Bir insan seksen yaşına dahi gelse iyi bir âşık olabilir. Yalnız bu aşkın hormonal yönünden ziyade duyguların ağır bastığı bir boyutu olacaktır. Çünkü ilerleyen yaşlarda aşkın biyolojik yönü ve bununla beraber gelen cinsel beraberlik ikinci plâna düşer, ruhların uyuşması öne çıkar. Ancak ihtiyarlık, fiziksel temasa engel değildir. İleri yaştaki bir kimsenin sevdiği insanda mutluluk kimyasalını salgılatabilmesi -tıpkı gençlerde olduğu gibi- karşılıklı güzel sözlerin söylenmesi, duygusal çağrışımların harekete geçirilmesiyle mümkün olabilir. Aşk ve Cinsellik Aşkın üç sacayağı vardır. Bunlar dış görünüş, ruhî olgunluk ve cinselliktir. Fakat bu üç unsurdan hiçbirisi aşk için tek başına yetmez, ancak beraber olduğu zaman birbirini tamamlar. Cinsel uyarılma kadında dokunma ile, erkekte görsel unsurlarla ortaya çıkar. Bu genetik eğilim sebebiyle erkek kadının dış görünüşüyle çok ilgilenir. Erkek iyi bir fiziksel temas sayesinde kadını cinsel açıdan etkileyebilir. Kadının cinsellik uyarısı, beyninin duygusal yönünün harekete geçmesiyle mümkündür. O da sevgiyle söylenmiş güzel sözcüklerle olabilir. Aşk ve Güzellik Aşk için fiziksel güzelliğin şart olmadığını söylemiştik. Hattâ çok yakışıklı ya da çok güzel kimseler iyi âşık olamayabilirler. Çünkü bu insanlar başkaları tarafından çok iltifat gördükleri için önlerine yeni seçenekler çıkabileceğini düşünürler. Bu sebeple de sadakatleri zarar görür. Yakışıklı ya da güzel insanlarla evlenenler kendilerini daha kıskanç olmak mecburiyetinde hissederler. Bu da doğal bir durum. Aşkın Tek Doğru Sonu, Evlilik ya da Hüsran mıdır? Bir insan evleneceğim kişiye mutlaka aşık olacağım diye düşünüyorsa, o kişi aşkı da, evliliği de bilmiyor demektir. Evlilik, aşk olmadan yürüyebilir ama; kalitesiz olur. Aşk, evliliğe kalite katar. Bir bitkiyi ekip, büyütmek gibi evlilikte de aşkı büyütüp, geliştirmemiz mümkündür. Aşkın Coğrafyası Aşk edebiyatı belki kültürel yapı, belki kromozomal bir eğilim belki de sebebini tam olarak açıklanamayan bir gerekçeyle Akdeniz coğrafyasında dünyanın diğer bölgelerine nazaran daha fazla gelişmiştir. Kerem ile Aslı’lar, Leyla ile Mecnun’lar, Ferhat ile Şirin’ler bilinen örneklerden bazıları. Şu bir gerçek ki; büyük aşklar doğu dünyasında hep vardır. Buna mukabil Kuzey Avrupa gibi soğuk ülkelerde, soğuk insan özellikleri görüldüğü için buralarda aşkın yaşanması da, yazılması da doğu’ya oranla daha azdır. Tabii bunda kilisenin baskıcı tutumunu da göz ardı etmemek gerekiyor. Batı’da aşk kavramı daha ziyade Ortaçağda kilise baskısı kalktıktan sonra canlanmaya başlamıştır. Kainattaki en zor şey, insanı çözümlemektir. Ademoğlunun analizi yalnız ilmî ölçeklerle yapılamaz. Bilimsel veriler geliştirerek bir standarda oturtsanız da, insanı çözümlemenin özel yetenekle yoğrulmuş bir sanat yönü vardır. Anlaşılması zaten güç olan insan, ilişkiler konusunda daha da müphemleşebilir. Meselâ, birbirine aşık iki kişi her zaman uyumlu bir ilişki yaşayamayabilirler. Kadınlar beraber yaşadıkları erkeklerin bir yandan olgun ve beyefendi olmasını isterken, diğer yandan da içlerinde yaramaz bir çocuk taşımasını beklerler. Bu konuda her iki tarafında birbirini anlama çabası, ilişkiyi sekteye uğratan empati sağırlığını giderecektir. Aşkın Matematiği Aşkı bir spektrum olarak sayı doğrusu üzerinde düşünürsek; 1, hoşlanma duygusu; 2, sevgi; 3, aşktır. Nötrden yani sıfır noktasından geriye doğru gidersek eğer bu sefer de; -1, antipati; -2, nefret; -3, düşmanlıktır. Sayı doğrusu üzerine yerleştirildiğinde artı ucun üst noktası aşk, eksi ucun üst noktası ise nefret olarak karşımıza çıkıyor. Sıfır noktası sevginin nötr derecesini ifade etmektedir. Aşkın Tuzakları Aşkın tuzakları olduğunu, çok tutkulu aşıkların dahi birbirlerini öldürmeye kalkışmalarından görebiliriz. Aşk tanımını tekrar hatırlarsak, aşk: bir insanın diğer bir insan içinde kaybolmasıdır. Yani kişinin egosunu bir başka insanın ego havuzu içine atarak eritmesidir. Ancak gerçekçi olmayan aşklarda, seven benliğini sevilende erittikten bir süre sonra ona düşmanlık da besleyebilir. Bu problemin kaynağı, aşık olan kişinin karşısındakini değil, idealize ettiği bir kimliği yani zihninde tasarladığı ‘Onu’ sevmesidir. Fakat sevdiği ile yakınlaştığında, onun idealindeki insan olmadığını görerek hayal kırıklığına uğramaktadır ki, sonuçta nefret yaşanabilir. Delicesine büyük bir sevdayla başlayan aşkın bir süre sonra buhar olup uçmasının sebebi, aşığın her şeye pembe gözlükle bakmasıdır. Oysa gerçekçi tarzda yaşanan aşk, çiftin engelleri beraber aşıp, ilişkinin derinlik kazanmasıyla devam eder ve yok olma tehlikesiyle de karşılamaz. Aşkın tuzaklarından birisi aşk nezlesidir. Tıpkı mide ya da burun nezlesi gibi… Aşk nezlesi, varolan bir ilişkiye başka tehlikeli ilişkiler karıştırmak demektir. Aşk nezlesi insanı kısıtlar, huzursuz eder ve yakınlarına rahatsızlık verir. Gribin diğer insanlara zarar vermesi gibi… Aşkı nezleden kurtarmanın yolu, onu tehlikeye sokacak şeyler yapmamaktır. Aşksız Yaşamak Duygularını bastıran insanlar hayatın en güzel anlarını kaçırırlar. Meselâ, eşini ya da çocuğunu çok sevdiği halde küçük düşeceğim endişesiyle bu hissini zapturapt altına alanlar o anda yaşanacak büyülü andan nasiplenemezler. Etraflarındaki insanlara sıkıntı verecek kadar düzenli, gereğinden fazla mükemmeliyetçi ve ayrıntıcı kimseler diğer insanlara nazaran iç dünyalarını daha fazla gizler ve birçok güzelliği tatmadan yaşayıp giderler. Bu tip kişiler, herşeyin ölçülü ve net olmasını ister, belirsizliğe tahammül edemezler. Bunun sonucunda da duyguları hasar görür. İnsanın pasifleşmeden mahcup ve çekingen olması, sade yaşaması bir noktaya kadar güzeldir. Ancak hareketsizleşmemek kaydıyla. Haddini bilen, kendinden emin aynı zamanda da başkalarının hakkına saygı duyan bir kimse hissettiklerini bastırmasına lüzum kalmadan da özgüven sahibi olabilir. Düşüncelerini makul sınırlarda ifade etmekten kaçınanlar gergin, kendileriyle çatışan, mutsuz insanlardır. Bu tip kişilerin beyninde stres hormonu fazla salgılandığından devamlı olumsuz senaryo yazarlar ve bu da onları gerilime sürükler. Neticede ortaya çıkan negatif enerji, sevdikleri insanı kendilerinden uzaklaştırmalarına sebebiyet verir. Halbuki duyguları bastırmak yerine beden dili ile ifade etmek böyle bir problemle karşılaşmayı önleyecektir. Aşkın Önüne Takılan Engeller İnsanın aşkla ilgili karşılaştığı en büyük sorun, yaşadığı aşkı devam ettirememesidir. Bilhassa çok kolay aşık olan genç kızlar aşkın arızalarını bilip, onları tamir edemedikleri için ziyan olabilirler. Aşkın önüne takılan diğer büyük engel ise, karşıdaki insandan kabiliyetinin üstünde fedakârlıklar beklemektir. İnsanın sevdiğinden kendisi için özveride bulunmasını istemesi son derece doğaldır. Ama bu talebin sınırlı ve mantık süzgecinden geçmiş olması şartıyla. Kişi sevdiğinin şahsiyetinden ve insanî ilişkilerinden vazgeçmesini istiyor, ‘herkesi unut, sadece beni düşün ve benimle yaşa’ diyorsa hayal kırıklığına uğraması kaçınılmazdır. Seven kimse bunları bir müddet rahatlıkla yapar ama daha sonra hayatın acı gerçekleriyle yüzleşir. Beklentilerin eskisi gibi cevaplanmadığı bu süreç, hastalığa tutulmuş bir ilişkinin ilk sinyallerini verir. Bir müddet sonra gerçeğin soğuk yüzü ile burun burna gelen taraflar ‘aşk karın doyurmuyormuş’ demeye başlarlar. Aşkla filizlenen bir ilişkinin bu riskleri yaşamaması ve kalıcı olması için mutlaka düşünce ile yoğrulması lazımdır. Sevginin Genetik Yönü Sevgi genetik bir eğilimdir. Beynimizde duygulardan sorumlu alan zenginleştikçe bu his de gelişip, aşka dönüşür. Kadını erkeğe, erkeği kadına yönlendiren bu meyil yani aşk olmazsa, iki cins birbirine katlanması gerektiği zaman bunu yapamaz. Aşkta ideal olan sadakate dayalı, sevgi, saygı ve güven bağlarıyla sarmalanmış bir ilişkidir. Bu ilişkinin iyi olduğu kadar fırtınalı ve zor geçen günleri de olacaktır. Ancak sevginin gücü bu zorlukları aşmaya yeter. Beynin sevgiyle ilgili bölümü, çocukluğun ilk dört yılında gelişir. Bu sebeple anne çocuk arasındaki ilk dört senelik ilişki son derece önemlidir. Çocuğun bir bakış yada dokunuşla bile olsa sevildiğini hissetmesi, bu alandaki hislerinin inkişafına yardımcı olur. Hayatının ilk zamanlarında sevgi görmeyen çocuk kendisini güvende hissetmeyecek ve beyin büyüme hormonu salgılamayacaktır. Büyümesi yavaşlayan çocuğun fizikî gelişimi de zayıflayacaktır. Meselâ, Batıda bebek kutularına koyulan, bizde ise cami önlerine bırakılan çocuklar vardır. Bu çocuklara yuvalarda çok iyi fiziksel imkânlarla bakılmasına rağmen sık sık bakıcı değiştirdikleri için insanlarla teke tek, kararlı ve tutarlı iletişim kurmakta zorlanırlar. Yeterince sevgi alamayan çocuk, temel güven duygusunda eksiklik olduğu için dış dünyaya kapanır. İçe kapanıklık başta anne yoksunluğundan kaynaklanan bir protesto dönemiyle başlar. Çocuk bu safhada yanına yaklaşan her şeye ağlar. Daha sonra içe kapanma dönemi yaşar, dünyadan kopar ve adeta otistik bir hayatın içine girer. Bunun belirtileri, okuma yazmayı öğrenemeyen, hayattan kopuk davranışlar sergilemesidir. Anne yoksunluğu yaşayan çocukların bir kısmında beyin büyüme hormonu salgılayamaz. Çünkü sevgi, beynin nörofizyolojik ihtiyacıdır. Çocuk yuvalarında ‘hospitalization - Yuva Hastalığı’ şeklinde adlandırılan bir hastalık vardır. Bu sendromun gözlendiği çocuk çok sık rahatsızlanır ve ani ölümler yaşanır. Yuva hastalığını engellemenin yolu, bir enerji olarak çocuğun sevgiye olan ihtiyacı mutlaka karşılanmaktır. Kadın beyninde duygusal alanlar gelişkin olduğundan sevgi ihtiyacı erkeğe nazaran birkaç misli daha fazladır. Erkeğin ihtiyacı bir ise, kadının üç, dörttür. Ancak erkekler kadınları kendileri ile kıyasladıklarından onların bu taleplerini anlayamamaktadırlar. İşte cinsler arası ilişkilerde en sık rastladığımız sorun da budur: Yani erkeklerin sevgilerini ifade etmemeleri sonucu kadınların sevilmedikleri hissini fazla yaşamalarından kaynaklanan problemler. Erkek ‘Zaten seni seviyorum. Bunu yıldızlı laflarla söylemeye ne gerek var?’ diye düşünürken, kadın sevilmediğini hissettiğinde erkeği çekmek için daha fazla sevgi verir. Böylece geri dönüşü olan bir yatırım yapar. Ama erkeklerin çoğu verilen bu sevgiyi israf eder ve maalesef değerini de bilmez. Bu durumu tarlaya buğday ekmeye benzetebiliriz. Ekilen darının bir avucu kuşlar, bir avucu toprak ve ancak bir avucu buğday içindir. Bu misaldeki gibi bir bakış açısı kadının mutsuzluğunu önler. Yani sevgi verirken üç koyan kadın erkekten bir beklerse hayal kırıklığına uğramamış olur. Zira erkekler kadınlara nispeten duygusal bakımdan kör ve sağır sayılabilirler. Böyle bir insan karşı tarafın hissîyatını anlayamadığı için sevgi ilişkisi kurmakta zorlanır. Yapılması gereken gönül işlerinde erkeklerin gözlerini ve kulaklarını açmaktır. Sevme Kapasitesi Aşk insandaki temel duygulardan birisidir ve bunun dengeli bir biçimde karşı cinsle paylaşılması gerekir. Tabii aşk bir tek noktaya yönelirse diğer alanlar güdük bırakılmış olur. Meselâ, insan mesleğine aşıksa onunla yatıp onunla kalkar. Erkeklerin aşkları genellikle mesleklerine yöneldiğinden iyi bir iş adamı olsalar da iyi bir eş yada iyi bir baba olamayabilirler. Benzer şey kadınlar için de geçerlidir. Onlar da çocuklarına olan aşırı bağlılıkları sebebiyle ilgilenmeleri gereken diğer tarafları atıl bırakabilirler. Demek ki, aşkın önem ve öncelikler piramidi olması gerekmektedir. Bu piramit kişinin kendisine soracağı şu sorular ve bunların cevaplarıyla belirlenebilir: İnsan en şiddetli aşkı neye duymalıdır? Aşk piramidinin tepesine koyulması gereken soyut idealler mi, karşı cins mi, yoksa varoluş gayesi midir? Bir hedef uğruna ölünmesi icap etse, bu hedef ne olmalıdır? Soyut idealden sonra aşk şemsiyesi altına sırasıyla hangi sevgiler girebilir? İnsan kendisine bu ve benzeri soruları sormadan aşk yaşarsa bu aşk içinde acı tohumlar barındıran mecazî bir boyutta kalır. Sevginin Ölçüsü İnsan sevgisini belli bir ölçüde tutup, akıllıca yürütüyorsa bu hem kendisi hem de sevdiği için avantajdır. Ama sevgisiyle karşı tarafı boğuyorsa bir müddet sonra ‘olmaz olsun böyle sevgi’ sözlerini duyacaktır. Bu sebeple sevgideki başarı, dengeden geçmektedir. Fakat sevgisiz geçen bir ömür, çok yazık edilmiş bir ömürdür. İnsan hayatının anlamsızlaşması demektir. Kişi sevdiğinin yanında olduğu zaman kendini güvende hisseder. Ondan aldığı destekle zorluklara dayanma gücü artar. İki gözle bakan kişi, bir anda dört gözle bakmaya başlar. Birinin göremediğini öbürü görür. Sevenler birbirleri adına düşünür ve kaygılanırlar. Bu tarzda yaşanan sevgi bolluğunun hiçbir sakıncası olmaz çünkü iki tarafta sevgiyi kullanmayı biliyordur. Böyle bir evlilik iki kişinin beraber yaşaması değil, birbirlerini tamamlaması demektir. Sevginin İfadesi Sevginin herkesçe farklılaşan bir ifade biçimi vardır. Bir insana aşkımızı anlatmak için mutlaka ona şiirler yazmamız, herkesin içerisinde ‘seni seviyorum’ dememiz gerekmez. Duygusal paylaşım için uzun uzun konuşmak da şart değildir. Sıcak bir tebessüm, birkaç güzel söz onlarca kelimenin anlatamadığını anlatır. İki tarafında en büyük ihtiyacı olan aşk, anlamlı bir bakışla bile karşımızdaki insanda yerini bulacaktır. Hattâ bu bağlılığını beden diliyle ifade eden aşıkların aşkının daha gerçekçi olduğunu söylemek dahi mümkündür. Çünkü birbirini gerçekten seven iki kişi hiç konuşmadan saatlerce bakışabilirler. Bulundukları mekânda o kadar yakın otururlar ki; vücut diliyle ‘aramıza kimse girmesin’ mesajını verirler. Bu, kadını ve erkeği rahatlatan bir sevgidir. Sevgi, kalemdeki mürekkep gibidir. Mürekkebin varlığını anlamak için yazmak kâfidir. Kalemin içini açıp baktığın zaman da mürekkebi görürsün ama kaleme zarar verirsin. İşte bunun gibi kadında erkeğin sevgisini kendisi için yaptığı fedakârlıktan anlayabilir. ‘Eşim beni seviyor mu?’ diye kurcalayarak ilişkisine zarar vermek yerine erkeğin ona olan muamelesinden bir sonuca varabilir. Erkeğin sevgisini izhar etme yolu istirahatından fedakarlık edip kadının mutluluğu için bazı sıkıntılara katlanmasıdır. Fakat kadın sevildiğini sözle duyma konusunda ısrar ederse, erkeğin hisleri savunmaya geçer ve kadından uzaklaşır. Kişi sevildiğini muhatabının davranışlarından anlayamıyorsa bazı testler uygulayabilir. Ancak bu testler, karşıdaki insanın olumsuz duygularını ortaya çıkarmak için yapılmamalıdır. Erkeği kıskanıp, kızdırdıktan ve üstüne giderek en ağır sözleri söylettikten sonra ‘düşündüğüm gibi bu adam beni sevmiyor’ diyen kadın evliliğiyle kumar oynuyor demektir. Halbuki evlilik kumar oynanmayacak kadar ciddî bir iştir. Seven erkek zaten bellidir. Erkeğin eve zamanında gelmesi, evliliğinde mutlu bir atmosfer oluşturmak için çaba sarfetmesi, sevgisinin davranışlar aracılığıyla tezahürüdür. Kadının bu muameleden sevildiği hükmüne varması en tabii olanıdır. Sevgi aynı zamanda psikolojide, psikolojik pain yani psikolojik ağrı denilen korkunun ilacıdır. Nasıl romatizma vücudumuzu kapladığı zaman her tarafımız ağrı çekerse, korku da bütün psikolojimizi etkileyen bir ağrıdır. Ancak sevgi öyle bir ateştir ki o yandığı zaman endişe yok olur. Korkunun yerini alan güven duygusu beyindeki stres hormonu salgısını azaltır ve mutluluk artar. Beynin her hisle ilgili kimyasal bileşimi vardır. Kişi hangi duyguyu yaşıyorsa beyninde ona bağlı salınımlar olur. Aşık olmak sarhoş edici bir duygudur. Aşkın kimyası üzerine yapılan araştırmalarda, aşk esnasında beyinde keyif verici, gevşetici, vücuttaki ağrıları giderici, morfin benzeri bir madde salgılandığı tespit edilmiştir. Tabii bu insanın sevgi ve mutlulukla ilgili zihnî melekelerini harekete geçirmesiyle mümkündür. Ayrıca böyle bir beceriyi kazanmak isteyen kimsenin elinde doğru ölçüler olması şarttır. Sevgi, olgunlaştırılması gereken ham duygulardan birisidir ve değişkendir. Sevgi de eli açık davranmak ve bunu sevdiğine cömertçe dağıtmak nitelikli bir ilişkiyle mümkündür. Ciğerlerini geliştiren bir yüzücünün iyi yüzmesi ya da kaslarını çalıştıran bir sporcunun hızlı koşması gibi aşıkta sevgisini renklendirip, yenilediğinde sevdiği kimseyle kalitesi ispatlanmış bir münasebet kurar. Sevginin devamı için yapılacak uzun soluklu bir yatırım, ilişkinin ileride karşılaşacağı badireleri kolaylıkla atlatmasına yardımcı olur. May 03 Unutuldular...Su verdigim çiçekler
Küçük bahçemi süsler
Şimdi bütün güller susuz ve kimsesiz
Seni beklemekten seni özlemekten
Bu halimiz
İnandıgım masallar birer şarkı oldular
Sana imkansızlıkları unutturdular
Şimdi yarım kaldılar
Sen gidince unutuldular
Unutuldular...
--------------------------
Masamdaki resimler
Bir eski filme döndüler
Hergün aynı sahneler içinde kendimi
Küçük mutluluklar çok eski hatıralar
İçindeyim
Sevindigim zamanlar birer öykü oldular
Meraklı çocuklara anlatıldılar
Aynı oldugu gibi yaşandıgı gibi
Unutuldular
Unutuldular...
April 20 Unut Beni...Bazı Şeyler Vardır
Affedilmiyor
Aşk İhanetle Bir Evde Kalamıyor
Bıçak Gibi Kestin Bağlarımızı
Bir daha Dinleyemeyiz Şarkımızı
Söyle Uçurumdan Atlayan Dönebilir mi?
Söyle Kanadı Kırk Yerden kırılmış Uçabilir mi?
Söyle Bu Aşktan Ne Kaldıki Geriye?
Yaptıgının Ne Kadarı Sığıyor Sevgiye?
Unut Beni Unuttuğum Gibi Seni
Unut ki Beni Yanındaki Aldatma
Giden Kaybedendir
Beni Kaybettin
Bir Şehir Yakınıma Bile Yaklaşma Aşk DurdukçaDünya Döner Bir Gün Daha
Yeryüzünde Aşk Durdukça
Gece Erken İnse Bile
Korkma
O Hep Seninle Kaldıkça
Biliyorsun Gitmem Gerek
Yollar Bitmez Düşünerek
İster Sonuç De İster Sebep
Bu Düğümü Çözmem Gerek
Belki Sana Yazarım
Uğradıgım Bir Şehirden
Renkli Bir Kart Atarım
Mekke Yada Kudüsten
Sonra Birgün Çıkarım
Sen Artık Dönmez Derken
Bir Şarkı Fısıldarım
Gün Batarken
Dünya Döner Tek Bir Yana
Dolsun Diye Gün Bir Daha
Bende Döndüm Tekrar Sana
Sönmek İçin Yana Yana
Dünya Döner Tek Bir Yana
Dolsun Diye Gün Bir Daha
Bende Döndüm Tekrar Sana
Sönmek İçin Yana Yana... MağrurAşkın Farklı Bi Yerindeyim Ben
Gözümde Yoksun Cisimsizsin
Dön Desem bile Çagıramam Seni
Aklımda Hanidir İsimsizsin
Hatırlamıyorum ki Yüzünü
Ne Beni Sevindiriren O Sesini
Sıcacık Yatagımı Kar Bastı
Ama İstemiyorum Ilık Nefesini
Ben Kendi Kendimede Büyürüm
Tamam Belki Biraz Üşürüm
Olsun Önemli Degil
Yaşar Gibi Yaparım
Öldügümüde Görürüm
İçim Kırık Dökük
Ama Kalbim Hala Mağrur
Adım Gibi Eminimki
Sen Onada Yalan Söylüyorsundur
Aşk Sonradan Ögrenilmiyor
Yürekte Varsa Vardır
Seven Belli Eder Kendini
Başı Dik Ayakta Durur...
March 10 Bahçıvan...Adamın biri seyehate çıkıyor ve diyor ki dur şu bahçıvanımı bir arıyım ne yapıyor
arıyor Bahçıvana ne var ne yok diyor... Hiç diyor bahçeyi kazıyorum Allah Alla diyor adam ne bahçe kazması nerden çıktı Bahçıvan; -abi sizin köpek öldü de onu gömüyorum Adam -Ne oldu ki köpeğe sapa sağlamdı Bahçıvan -havuza düştü de o yüzden öldü Adam -o yüzme biliyordu nasıl olur ki Bahçıvan -havuzda su yoktu da betona çakıldı Adam -e havuzdaki suya ne oldu ki Bahçıvan -evde yangın çıkmıştı da itfaiye havuzdaki suyu kullandı adam -evde niye yangın çıktı kiii! bahçıvan -sizin anneniz vefat etmişti de lavuklardan biri izmarit atmış cenazede adam -annem niye öldü kii bahçıvan -sizin hanımı başkasıyla yakalayınca kalbi dayanamamış adam -be adam sende hiç pozitif bi haber olmaz mı bunlar ne biçim haberler diyince bahçıvan hıı abi senin aids testleri pozitif çıktı demiş. ![]() October 04 Adı Aşk...Bir Hikaye Arkadaşlar; Bir Zamanlar Yeni Evli Birçift Varmış Ve Birbirlerinin çok Severlermiş.Ancak Kader Olsa Gerek Çok Zaman Geçmeden Mutluluklarının Üzerinden;Kız Talihsiz Bir Trafik Kazası Geçirerek Gözlerini Kaybeder. Eşi Ona Hep Destek olurmuş Kız Bazen Eşini Düşünerek Lütfen Artık Sen kendi Yoluna Git Hayatını Yaşa Ne yapacaksın Benim gibi Artık Sürekli Bakıma Muhtaç Birini Desede Kocası Herzaman Destek olmaya Devam Eder Ve Bu sözleri Duymazdan Gelirmiş. Gel Zaman Git Zaman Kız Kocasına Artık Ben İşe Yeniden Başlamak İstiyorum Evde Otura Otura Canım Sıkılıyor Kocası ilk başlarda buna karşı çıksada bi süre sonra kabul etmiş teklifini kız daha önce çalıştıgı işyerinde tekrar bailamak için söz almış ama gidiş ve geliş nasıl olacak bu bir problemmiş kocası bir fikir söylemiş ilk zamanlar ben seni işe bırakırım sabah akşamda gelirken arabayla alırım demiş kız kabul etmiş ama bi süre kocasına çok zor oldugunu görünce gel demiş biz en iyisi otobüsü ayarlayalım hergün işyerine giden otobüse binerim işyerinde iner akşamda geri biner gelirim demiş ama kocası itiraz etmiş görmeden nasıl olur bu diye kızdas o zaman bi kaç gün bernimle gelirsin yardımcı olursun daha sonra ben hallederim demiş kocası peki demiş ertesi gün otobüse binmişler kıza inecegi duragı tarif etmiş kaç dakika sürdügünü kaç durak sonra oldugunu anlatmış akşamda kaç otubüsüne binecegini ve nerede inecegini anlatmış bir kaç gün böyle devam ettikden sonra kız artık ben yapabilirim diyerek kocasından izin istemiş oda kabul etmiş artık kız sabahları işe otobüsle gidip akşamlarda aynı şekilde tek başına gelmeye başlamış bir sabah otobüse bindiginde şoförün arkasına oturmuş o sırada şoför kıza dönerek size gerçekten gıpta ediyorum ve hayranım demiş kız şaşırmış. Benim gibi Görme Özürlü bir insanın neyine gıpta ediyorsunuz ve hayransınızki neden olmayayım demiş şoför arkanızda oturan genç hergün sizinle otobüse biniyor gidene kadar uzun uzun size bakıyor taki siz inene kadar sizi kolluyor ardından yolune devam ediyor akşamlardı aynı şekilde sizinle biniyor otobüse siz inene kadar bakıyor indiginiz yerdede sizinle iniyor sanırım size aşık dedigi anda kız herşeyi anlıyor işde bunun adıda sonsuz aşk oluyor.... October 02 Trafik Memuru...Emniyet Müdürlüğünde Toplantı yapana Müdür vatandaşlardan sürekli ceza kesip aldıklarını söyleyerek birazda biz ödüllendirelim diyerek memurlarını dışarıya gönderir. onlara kurallara uyan iyi sürücülere 500,00 ytl hediye etmelerini söylerler. Memurlardan Biri ilk durdugu yerde karşıdan gelen ve bayagı düzgün seyreden bir aracı durdurarak onlara düzenli ve kurallara uygun bir sürücü oldugu için 500,00 ytl ile ödüllendirildiklerini söyler ardındanda ekler bu parayla ne yapmayı düşünüyorsunuz. Temel hemen atılır valla ilk önce bi ehliyet alacagum memur bey polis şaşırarak ne der temelin yanındaki dursun siz ona bakmayun da sarhoş ne dedugunu bilmiyi. memur iyice şok olur tam kendine gelecekken arka koltukta oturan idris uşaklar ben size demedummu çalıntı arabayla yola çıkmayalum diyi. Memur neredeyse kalp krizi geçirecektir oanda kulagına arka bagajdan gelen bir ses ilişir yaklaşır bagaja aynen şu ses geliyor daha gelmedukmu bulgaristana da...
September 29 Hasretin DüşerSilindi rüyalarım sisli yüreklerden Ne kartanelerini tutuyor ellerim nede melekler teselli ediyor beni Düşlerim kapkara artık düşlerimde bile yalnızım Birden çalsan diyorum kapımı ansızın Uyandırsan diyorum beni kurtarsan bu kabustan kurtulsam bu mahpustan Güneşi getirsen bana yani sen gelsen diyorum Ellerim acıyor ellerim baglı şimdi ellerim tutsak ellerim saklı ellerim kayboldu Karanlıgında gecelerin ellerime yoklugun kelepçesi vuruldu Sana çiçek veremem canım Ellerim acıyor ellerim baglı şimdi ellerim tutsak Resmin puslu vaktine düştü düşlerimin mezar olacak bana bu dört duvar Yoklugun kadar gerçek bu ecel yoklugun kadar büyük bu içimdeki acı Azar azar ölüyorum sen bunu bilmiyorsun mezar olacak bana bu dört duvar Resmin puslu vaktine düştü düşlerimin Şimdi ben yokluguna tutsagım ölüm içiririm sensiz hergüne İşde bu ben senin fakir şairin gökyüzüne şekil veren o ressamım ben Bir sen yoksun görünmüyorsun Gökyüzünde döner durur bir kartal Ben yaralıyım vurgun yedim gözlerinden terliyor ateş gibi yanıyorum Bir yudum su olsan diyorum çatlayan dudaklarıma Yüregim kurak topraklar gibi gözlerim karanlık kuyu dibi Sevdamı kurşunladılar can kahpelerin hesabı varmı bir sen yoksun görünmüyorsun.
September 07 Gülelim mi_?Osmanli zamaninda, Bizans donanmasi ile Osmanli donanmasi savasacaklar. Ömür...Her gün bitiminde birşeyler öğreniyorsan.. Ömrün sana vazgeçilmez birşeyler kazandırıyorsa.. Sabaha gülerek açabiliyorsan gözlerini.. Büyüdüğüne üzülme. Mutlak göçe bir adım daha yaklaşmışsın Olsun ne önemi var.. Geride kalacaklara baktıklarında gülümseyebilecekleri; Seni sevgiyle yad edebilecekleri sen bırakabilmişsen Ve yüzündeki gülüşü doyasıya yaşayabilmişsen... Büyüdüğüne üzülme. Bırak günler sende iz bıraksın. Bırak çizgilerin ve akların artsın Yeter ki;yarın dünü aratmasınn. By Deniz Thank You Very Much Friend
August 24 sonbahar SİSLİ BİR MAZİDEN UZAKTA
YALNIZCA SANA YAKIN.. GÖNLÜMÜN DALGALARINDA SEVGİM KALSIN BİTMEYEN RÜYALARIMDA HEP SEN VARSIN .. bir özlem var içimde uzaklara dogru engin denizlere sana,ve aşkımıza sisli bir maziden uzakta yalnızca sana yakın gönlümün dalgalarında sevgim kalsın bitmeyen rüyalarımda hep sen varsın... Babalar ve Kızları...BABALAR KIZLARI KIZLARI BABALARI HAKKINDA NE DÜŞÜNÜR?
0 YAŞINDA Baba:Ne kadarda güzel.Şimdi bu küçük şey benim kızımmı?Gözleri de bana ne kadar çok benziyor. KIZI:Bu gözleri benden ayırmayan babam olsa gerek. 5 YAŞINDA: Baba:Prensesim benim,güzel kızım.Söyle bakalım baban sana ne alsın? KIZI:En çok babamı seviyorum niye annem babamla uyuyor?Hep benimle uyusun başkasını sevmesin. 10 YAŞINDA: Baba: Gittikçe yaramaz oluyor kime çekti bu kız? KIZI:Ben babama aşığım ,büyüyünce babam gibi biriyle evleneceğim. 15 YAŞINDA. Baba:Ne kadarda çabuk büyüdü.Eve de gittikçe geç kalmaya başladı.Bu gidişle başına kötü bir şey gelecek.Sanırım daha sert konuşmalıyım. KIZI:Babam yüzünden arkadaşlarımla istediğim kadar vakit geçiremiyorum.Bana baskı uygulamasından nefret ediyorum. Ne zaman özgür olacağım. 20 YAŞINDA. BABA:Artık sözümü dinlemiyor.Benden giderek uzaklaşıyor.Kendi parasını da kazanmaya başladıya,bana ihtiyacı kalmadı tabi. Uzun zamandır tatlı bir iki laf geçmedi aramızda zaten.Evide sürekli erkek arıyor zaten.Galiba kızım elden gidi yor. KIZI:Her dediğime alınıyor beni bir türlü anlamıyor.Hele geçen gün giydiğim mini eteğe karışmasına ne demeli.Evden ayrılıp ,kendi hayatımı kurmalıyım.Çocuk muamelesi görmekten bıktım artık. 25 YAŞINDA. Baba:Bir gün bunun olacağı bilmiyordum.işte evleniyor.Zaten aramız eskisi gibi değildi.Şimdi birde kocası var. Prensesim beni terk ediyor. KIZI:Böyle bir günde o mutsuz ifadeyi takınmasının ne lüzumu var ki.Biliyorum onu bir türlü içine sindiremedi.Bu yüzden yapıyor.Kendi hayalindeki damat değilya !sanki birlikte yaşayacak olan o. 30 YAŞINDA. Baba:Çok az görüşüyoruz daha sık bir araya gelsek ne iyi olur.Hem torunlarımı da özlüyorum.Kendi arkadaş çevrelerinden fırsat bulup da bize gelemiyorlar ki… KIZI:Babamları çok ihmal ediyorum galiba.Yine telefonda çok üzgündü sesi.Hafta sonu onlara sürpriz yapmak eniyisi. 40 YAŞINDA. Baba:Kızım benim entelektüel düzeyimi yeterli bulmuyor.Ona göre çağın gerisinde düşünüyorum.Oysa küçükken.,derslerine hep ben yardım ederdim.Anlayamadığı bütün problemleri bana sorardı.Şimdi beni beğenmiyor.Birdaha onunla asla politik konulara girmeyeceğim. KIZI:Babam giderek daha da çocuk gibi davranıyor.Sürekli bir şeylerden yakınıyor.Gerçi son zamanlarda sağlıda iyi değil ama.Ya ona bir şey olursa ?zaten hiçbir zaman dilediği gibi bir evlat olamadım. 45 YAŞINDA Baba:Kızımın mutlu bir yuvası olması ne güzel.Gözüm arkada gitmeyeceğim.Her şeyi kendi başardı.Onunla guru duyuyorum. Kızı:Babam için çok endişeleniyorum.Onu kaybetmeye hazır değilim.İlaçlarını da hep ihmal ediyor zaten.Allah’ım onu benden alma. 50 YAŞINDA. Baba: Dünyada mutlu kal kızım! Kızı: Seni çok özleyeceğim ve arayacağım babacığım.Şimdi ben kime danışacağım, kim yardım edecek bana!Ne olur gittiğin yerde mutlu ol.Ve hep yanımda olduğunu hissettir, ne bileyim ben , arada sırada işaretler yolla mesela.Ah Babacığım ! Sensiz nasıl yaşayacağım? 55 YAŞIDA. Kadın:Sen gideli,seni daha iyi anlıyorum babacığım kekse seni hiç üzmeseydim demeyeceğim çünkü ‘’keşke’’lerin hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini biliyorum .Yine de beni duyuyorsan, lütfen
ne masalım , ne de bir şiir.. kelimelere anlam yüklemekten vazgeçtim.. anlatasım yok , anlayasım yok.. öylesine işte... Yanlızlık...
Senin için başkasını terk eden, başkası içinde seni terk eder. August 23 Sakın terk-i edebden….. Sakın terk-i edebden kûy-ı Mahbûb-i Hudâ’dır bu
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|